12 Haziran 2009 Cuma

Bugünün Sanatı ve Çocuklar…

12 Haziran 2009 - Cuma, Kadri ÖZAYTEN Atölyesi-Tophane, istanbul

Özgül Arslan Tosunoğlu, Genco Gülan, Gül Ilgaz, Kadri Özayten, Yasemin Nur Toksoy

Genco Gülan: Arkadaslar çocukları ne yaptınız?
Yasemin Nur Toksoy: Okula bıraktım ama erken almaya söz verdim.
Özgül Arslan: Yiyecek bir şey almadınız.
G.G: Julie Upmeyer yarın (cumartesi) mekanda bir yiyecek performansı yapacak. Kartal’daki Çocuklar için Çağdaş Sanat Sergisinde.“
Gül Ilgaz : İyi bağladın. Kızım da izlemeye gelecek o performansa…
Kadri Özayten: Çağdaş sanatı önce çocuklar için sonra büyükler için yapmak lazım.
G.G: Alkışlıyorum.
Y.T.: Çocuklar zaten kendiliğinden bugünün sanatını üretiyorlar.
G.I.: Ben onların yaratıcılığına hayranım. Bu kadar direk ve beklentisiz... Dolayısıyla çok samimi…
K.Ö.: Yaratıcılıkta ilkel kültürler ve çocuklar sanatçıların iki en önemli çıkış noktası zaten.
Ö.A.T.: Öyle bir sergi yapmak istiyorum ki büyükler dizlerinin üstünde izlesin. Böylece kim izliyor kim izlemiyor anlaşılsın.
G. I: Aslında bu sergi de çocuklara yönelik olduğundan belki de daha samimiydi.
Genco içeri gitti. Sessizlik.
K.Ö.: Çocuklar okuma yazmayı öğrenmeden önce çevresini algılamayı görerek öğrenmeliler…
G.I.: Sanat çok çocukça bir şey.
Y.N.T.: Bir şeyi yapmayı tutturmak
Ö.A.T.: Kendi mesleğimi söylediğim zaman; “resim yapıyorum ve sergiliyorum” dediğimde üç yaşındaki çocuklar bana saatlerce gülüyorlar.
G. G.: Bence kendilerine yakın hissetmişlerdir.
G.I.: Resim yapmak ciddi bir şey değil yaaa
Herkes güler…
G.G.: Sanat zaten eğlenceli bir şey…
K.Ö.: Oyundur.
G.I.: Ciddi bir oyundur.
G.G.: Tehlikeli bir oyundur.
G.I.: Bazen.

G.I.: Özdemir Altan’ın retrospektif sergisine gittiğimde, 70 küsur yaşında hala oyun oynar gibi resim yaptığını gördüm.
G.G.: Sevgili Özdemir Altan’ı senelerdir tanırım… O hep gençtir.
G.I: Benim de hocamdır.
K.Ö.: Yapıtlarında rastlantısallığı özgür biçimde kullanan bir sanatçıdır.
G.G.: Hocam siz de kontrollü tuvallerinizde bile rastlantısallık kullanıyorsunuz.
Y.N.T.: Denemek bitmiyor.
G.I: Sanatçının atölyesi, onun oyun alanıdır.
K.Ö.: Arkadaşlar istediğiniz zaman gelip oyun oynayabilirsiniz.
G.G.: Ama Türkiye’de sanat ciddi bir iş, edebiyat ciddi bir iş. Son bir senede elli küsur yazarın altmış küsur kitabı hakkında dava açılmış.
Y.N.T.: Türkiye’de söz söylemek ciddi bir iş.
G.I: Riskli bir şey.
K.Ö.: Düşünüyorsanız tehlike başlıyor.
Ö.A.T.: Buna rağmen üretiyoruz.
G.I.: Bu noktada yaptıklarımız, çocukların üretiminden farklılaşıyor.
G.G.: Peki Türkiye’de görsel sanatlar ciddiye alınıyor mu? Yani bize güya serbest bir hareket alanı tanınmış olması acaba alanımızın kimsenin umurunda olmamasından mı kaynaklanıyor?
G.I: Tastamam öyle. Çok kısıtlı, spesifik bir alan.
K.Ö.: Türkiye’de hala büyük şehirlerde müzeler yok. Özel sektörün dışında devletinde yapması gerekiyor, çağdaş sanat müzeleri de dahil olmak üzere.
Ö.A.T.: Belgelenemiyor, kayıt yok.
G.G.: Yeni açılan özel müzeler zaten müze değil, şahıs koleksiyonu.
Ö.A.T.: Özel müzeler restorasyon ve konservasyon birimleri olmadığı için resmi olarak müze kabul edilmiyorlar.
K.Ö.: Yaptıklarımız yapılmayanların yanında kum tanesi olarak kalıyor.
Ö.A.T.: Finansal kaynağı olmadığı sürece iş çözülmüyor. Bu sergide rahat hareket alanımızın olması bunun finansal desteğinin olması sayesindeydi.
K.Ö.: Bunun için her ülkede özerk sanat kurulları, sanat komisyonları var. Finansal desteği bunlar sağlıyor.
G.G: Türkiye’ de etkin bir futbol federasyonu var sanat federasyonu neden yok?
G.I: Zor bir şey değil. Proje arayan firmalar var.
G.G.: Nerede?
G.I: Öte yandan da sanatçılar var. Bu bağı kuracak olan kurumlar ya da kişiler az.
G.G: İstanbul 2010 ve İKSV şu anda bir sanat konseyi işlevine adaylar.
G.I: Fakat 2010 geçince ne olacak?
Y.N.T.: Ne olacak?
Ö.A.T: İstanbul’ da görsel sanatlarda para konuşmak ayıp gibi bir inanç yerleşti. Halbuki küratörler, asistanları para almadan hiçbir şey yapmıyorlar. Oysa herkes yaptığı işten para kazanmalı.
K.Ö.: Tüm Türkiye’de sanat eğitimi veren kurumların sayısı oldukça arttı. Bu nedenle genç sanatçı ve güncel sanat ortamında temsil edilme oranları hissedilir oranda arttı.
Ö.A.T. : Güncel sanat 90 sonrasında başlamış gibi gösteriliyor ama ondan öncesi yer almıyor. Neden?
K.Ö.: Sadece internette değil , modern müzede de 90 öncesi yok yada eksik.
Ö.A.T.: Herkes kendi listesini oluşturuyor. Bunun yanlış olduğunu düşünüyorum.
G.I: Dünyanın her yerinde öyle…
G.G.: Ben bir büyük patlama havasına katılmıyorum.
K.Ö.: Patlama demedik zaten. Genç sanatçıların sayısının artışı…
G.G.: 2010 Sübvansiyonu ile açılan sergi sayısı artmış olsa da bunlar yazılmıyor. Rakamsal yapaylık düşünsel düzeyde oturmuyor.
G.I.: Kalite olarak mı diyoruz?
G.G.: Bir ülkenin sanatsal gelişimi, görsel olduğu kadar düşünsel üretime de karşılık gelmeli.
K.Ö.: Burada rahmetli Hüseyin Bahri Alptekin’in sözü aklıma geliyor;”Don’t complain”
Y.N.T.: Arşiv geleneğimiz yok.
Ö.A.T.: Türkiye’ de sadece sanatçılar arşiv yapıyor.
G.I: Yorum yapan yok.

Ö.A.T.: Gazetelerde basın bültenleri aynen yayınlanıyor. İnternette farklı gazetelerde aynı basın bülteni var.
K.Ö.: Berlin’de Sanat tarihçileri kitaplığı var. Documenta’nın tarihi sadece orada bulunabiliyor.
G.I.: Bu sanat yazarları için de bir motivasyon oluyor.
K.Ö.: Sansasyon bizim toplumda hala geçerli akçe.
G.G: Türkiye’de sanat kelimesi “görsel sanat”tan çok “sanat müziği” için kullanılıyor.
Y.N.T.: Sanatçıyım deyince önce sahne sanatçısı anlaşılıyor.
G.G: Peki bu önyargıyı değiştirmeye çocuklardan başlayabilir miyiz?
G.I: Çabuk bağla
Ö.A.T.: Misyonu taşıyacağız taşıyabildiğimiz kadarı ile…
Y.N.T.: Ve taşınacağız çocuklar gibi tutturarak.
G.I.: Kum tanesi bile olsa bu sergi bu bağlamda anlamlıdır.
Y.N.T.: Vazgeçmemek lazım.
K.Ö.: Günümüz dünya toplumunda bilim, teknoloji, ekonomi ve politika birbirine senkronize olmuş durumda. Sanat bu senkronize dünya gerçeği içinde diğerleri kadar açımlayıcı ve bütünleyici olmasına karşın, belirleyici olamamakta. Bugün sanatın yeni mitolojileri “karşı kavram” üretmekle yetinmeyip, temsil ettiği enerji ile hedeflerini yeniden saptaması, ona gereksinim duyduğu belirleyici rolü kazandıracak.

Y.N.T.: Yani bir enerji var ve bu enerjinin belirleyici bazı hedefleri olmalı.
Ö.A.T.: Sergimiz bitiyor. Pazartesi son gün. Kaçıranları diğer duraklarda bekleriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder